The Road to Guantanamo

Büyük izlemek için tıklayın.
Orjinal link:
http://alime.wordpress.com/2007/08/14/the-road-to-guantanamo-trailer/trackback/

download›› Download Link ‹‹  (.avi – High Quality)
›› Download Link ‹‹  (.mp4 – iPod / PSP)
›› Download Link ‹‹  (.flv – Flash Video)
(.flv – Flash Video) Vidyoyu indirdikten sonra uzantısını .flv yapın, oynatmak için VLC Media player‘ı kullanabilirsiniz.

Bağlantılı vidyolar 
The Road to Guantanamo / Guantanamo Yolu filminden bir kesit
Türkçe altyazı

 

Türk gazeteciler Guantanamo Üssü’ne girdi

FOTOĞRAFLAR: SİNAN SARIYER Delta kampı!
Delta kampı, şu anda Guantanamo denildiğinde akla ilk gelen yer. Çünkü resmi rakamlara göre 500 kadar tutuklu hala burada yaşıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse gerçek rakamı kimse bilmiyor. Bilmesinin imkanı da yok. Çünkü Amerikalılar hiç kimsenin içeri girerek tutuklularla doğrudan temasa geçmesine izin vermiyor. En son BM heyeti burayı görmek istemişti. Ancak bu talep sınırlı görüşme izni çıkınca geri çekilmişti. Kampın etrafı üç kat tel örgüyle çevrili. Delta kampının arka tarafı doğrudan okyanusa bakıyor.

Tartışmalı geçmişine rağmen, adı ABD’nin 11 Eylül sonrası Afganistan’ı işgaliyle birlikte duyulmaya başladı. ABD ordusu Afganistan’da yakaladığı Taliban ve el Kaide şüphelilerini yıllardır yargılamadan buradaki gözaltı merkezlerinde alıkoyuyor. Evet Guantanamo’dan bahsediyoruz. İnsan hakları örgütlerinin işkence skandalları ve yargısız tutuklamalar nedeniyle ağır eleştiriler yönelttiği ABD yönetiminin Guantanamo’daki üssünden. Kanal 7 televizyonundan Dış Haberler müdürü Sefer turan ve Ümran Safter, kapalı kapılar ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak için Guantanamo’ya gittiler.

* * *

Hoşgeldiniz ama size bir şey göstermezler

Guantanamo üssünün basın merkezine ulaştığımızda ABD ordusunda çalışan Türkçe çevirmen, dünyaya kapalı bu üsde gerçeklere ulaşamayacağımızı şu cümlelerle özetledi: “merak etmeyin siz hiçbir şey göremeyeceksiniz. Size bir şey göstermezler” dedi.

Doğrusunu söylemek gerekirse Guantanamo’ya gidişimiz hiçte kolay olmadı. Önce, oraya gitmek arzusuyla Amerikan ordusuna başvuruda bulunduk. Bizden bir dizi istekte bulundular. Yaklaşık üç ay süren yazışmanın ardından Guantanamo’ya girişimize onay geldi. Giderken ve orada kaldığımız süre boyunca masraflarımızın tamamını kendimiz karşıladık.

ADIMIZI EZBERLEMİŞLER

Önce İstanbul’dan Newyork’a, oradan Amerika’nın Güneyinde ki Miami’ye, sonra Guantanamo’ya uçtuk. Guantanamo’ya ancak Amerikan ordusundan “izin belgesi” olanlar girebiliyor. Oraya uçuş yapabilen iki sivil havacılık şirketi var. Havaalanında Guantanamo’daki müvekkilleriyle görüşmeye giden iki Federal avukatla tanıştık. Üç saatlik bir uçuştan sonra gece karanlığında Guantanamo’daki Amerikan askeri üssüne iniş yaptık. Havaalanında siyahi bir asker karşıladı bizi. Caberi Carter. Bize doğrudan isimlerimizle hitabetti. Çünkü onca yazışmadan sonra isimlerimizi ezberlemiş.

ESİRLER BİZE GÜVENMEZ

İlk şaşkınlığı havaalanında yaşadık. Biz eşyalarımızın didik didik aranacağını hesaplarken, Amerikalı görevli asker çantalarımızı sadece aç- kapa yaptırmakla yetindi.

Askeri araçla önce bir limana oradan da askeri bir gemi ile 20 dakika süren deniz yolculuğu ve nihayet Guantanamo basın merkezine vardık. Basın merkezinde, bize orada kalacağımız üç gün boyunca takip edeceğimiz programımız ve Pentagon tarafından hazırlanmış “Guantanamo” belgeselinin DVD si verildi. O gece, Guantanamo’nun tercümanları ile de tanıştık. 17 dilde tercüman kullanıyor Amerikalılar. Bunlar Arap, Türk, Pakistan ve Afgan kökenli Amerikalılar. Tercümanlardan biri “merak etmeyin siz hiçbir şey göremeyeceksiniz. Size bir şey göstermezler” dedi. İşkenceyi sorduk. Cevap: “Eskiden vardı, şimdi yok!”

Esirlerle diyalogunuz nasıl?

“Bize pek güvenmiyorlar, ama uğraşıyoruz”

Ve tekrar etti.. “Siz hiçbir şey göremeyeceksiniz”

“Bakacağız ve göreceğiz” diyerek onlardan ayrıldık. Bir daha da tercümanları hiç görmedik Guantanamo’da. Sadece dönüşte havaalanında gördük.

Programımız kabaca şöyle idi: Sabah 7.30 da kahvaltı, kampları ziyaret, öğle yemeği, Amerikalı askeri yöneticilerle söyleşiler ve akşam yemeği.

Kamptaki ilk günün sabahında bize birifing verildi.

Guantanamo: Yıllık kirası 4 bin dolar!

Guantanamo, Kuba adasının okyanustaki en uç kısmı. Adanın, 117 km. karelik bir alanı 1903 yılında zamanın Kuba yönetimi tarafından yıllık 4 bin dolara Amerika’ya kiralanmış. Üstelik anlaşmanın ucu açık. Yani Amerika burada istediği kadar kalabilecek. Rivayete göre “Guantanamo, Kuba’nın bağrına saplanmış bir hançerdir” diyen Kuba devlet başkanı Fidel Kastro, gönderilen 4 bin dolarlık çekleri yırtıp atıyor. Üste 7500 kişi yaşıyor. Bunun 2500 ü asker, geri kalanı asker yakınları ve üste çalışanlar. Burada adeta bir kent kurulmuş. Alış veriş merkezleri, sosyal tesisleri var. Ve Amerika’nın olmazsa olmazı Mc Donalds da askerlerin hizmetinde. Tel örgülerin bu tarafında yüksekçe bir Amerikan bayrağı dalgalanıyor. Amerikalı askeri yetkililer bize tel örgülerin diğer tarafının mayınlı arazi olduğunu söylediler, karşı tepelerde ise Castro’nun gözetleme mevzileri olduğunu.

X Ray kampı

Gördüğümüz ilk yer, X Ray Kampı oldu. Hani o, 2002 yılında ayakları zincirli, kafalarına çuval geçirilmiş zorlukla yürüyen turuncu elbiseli tutukluların kaldığı kamp. Kampın etrafı tel örgülerle çevrili. Girişte bir kontrol kulesi var. İçerisi sıkı tellerle örülmüş hücrelerden ibaret. Kışın ortasında gittiğimiz Guantanamo’da bizler sıcaktan yandığımıza göre, yüzlerce tutuklu yazın sıcağında kim bilir hangi zorluklar altında burada kalıyorlar. Bizi gezdiren Amerikalı subay hücrelerin ne kadar havadar olduğunu anlatıyordu. Ama bizim hafızamızda kafeslerin içinde işkence gören o esirler vardı.Tutukluların kaldığı yaşam odalarını birbirinden sadece tel örgüler ayırıyor.

AÇIK TUVALET

Aynı şekilde tel örgüler içindeki tuvalet ve duşlar tamamen açık. Herkes ihtiyacını bu şartlarda görecek. Başka şansları yok.

Kampın yan tarafında ahşap sorgu odaları var. Yüzlerce tutuklunun ifadeleri burada alınmış. Afganistan ve Pakistan’dan getirilen çoğu Afgan ve Arap kökenli tutuklular, burada 3,5 ay kalmışlar. Sonra da ABD askerlerinin tabirleriyle daha modern ve kale gibi korunan yeni bir kampa nakledilmişler. Tutuklular, günün sadece belirli saatlerinde havalandırmaya çıkıyor.

Mahkumlarla konuşmak ve fotoğraf çekmek yasak

Guantanamo’da hemen her hareketimiz yasaklarla sınırlı. Levhalarda yer alan ‘fotoğraf çekmek yasak’, ‘konuşmak yasak’, uyarılarına bir de rehberlerin ‘olmaz’ları ekleniyor

Duvarlarda Afganistan’daki seçim sonuçlarını anlatan afişler dikkatimizi çekiyor: Bir de Arapça ve Peştu dillerinde yazılmış bir ilan: Kurallara uymayan tutukluların başlarına gelecek cezalar bildiriliyor.

 Sefer Turan
 Ümran Safter
Guantanamo’daki kamplarda ABD askerlerinin bize gösterdiği hücreleri ve tel örgülü kafesleri incelerken, Arapça bir anons yapıldı: “Saat 11.6” diye. Bu iki kez tekrarlandı. Az sonra aniden hücrelerin derinliklerinden gelen bir ses herkesi durdurdu: Tutuklulardan biri Kur’an- ı Kerim’den ayetler okuyordu. Hücrelerin birbiriyle hiç teması yok. Herkes kendi başına. Günlerce, aylarca, yıllarca.

Hücreleri gezdikten sonra havalandırma bölümüne çıktık. Beyazlarınki ile mukayese edildiğinde daha dar bir alan. Üstelik havalandırma süreleri de daha kısa.

‘ONLARA İNANMAYIN’

Biz çekim yaparken birden tutukluların, bulundukları hücrenin havalandırma kısmına can havli ile vurduklarını gördük. Çığlık çığlığa bağırıyor ve seslerini bizlere duyurmaya çalışıyorlardı. Arapça, Urduca ve İngilizce bağırdılar:

“Gazeteciler! Onlara inanmayın. Onlar yalancı. Sizi aldatıyorlar. Onlar canidir. Dün gece buraya baskın düzenlediler.”

Amerikalıların, bizlere gösterdiklerini tahmin ettikleri görüntülerin gerçeği yansıtmadığını söylemeye çalışıyorlardı.

Biz dışarı çıkarken tutukluların son sloganı “Lailahe illallah Muhammed Resulullah” oldu.

YEMEKLER İSLAM’A UYGUN

Guantana’nun Delta kampında esirler için yemek pişirilen yemekhaneyi gezdirdiler bize. Gösterilen yemekler hijyenik ortamda hazırlanıyordu. “Acaba her zaman böyle mi” diye geçirdik içimizden! Ama bunu hiçbir zaman öğrenemeyecektik. Bir asker bize yemeklerin İslami kurallara göre hazırlandığını söyledi. Yemekhaneden sonra biri kadın diğeri erkek iki Gardiyanla konuşma imkanı tanındı. Güvenlik nedeniyle isimlerini vermeyen bu iki genç gardiyan işkence ve kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak “işkence yok, kötü muamele de yok. Hepsine saygıyla davranıyoruz. Onlar da bize saygıyla davranıyorlar” diyor. ABD yönetimi ağır eleştirilere ve BM’in “Guantanamo kapatılmalı” çağrısını rağmen 5 bölümlü Delta kampında 6. bölüm için çalışmalara başlamış. BM’nin isteklerini kimse dikkate almıyor. Kampa yeni bir ek yapılması çok ürkütücü geldi bize. Amerika’nın bundan sonraki savaşının adının “Guantanamo” olacağı hissine kapıldık. Yani buraya, yeni tutukluların sevki söz konusu duygusuna kapıldık.

MEKKE: 12793 KM

Her taraf tel örgülerle birbirinden ayrılmış hücrelerle dolu. Hemen yanı başımızdaki havalandırmada 15-20 kişiden oluşan bir gurup tutuklu var. Kimi uzun sakallı, kimi sakalsız. Kimi namaz kılıyor kimi birbiriyle konuşuyor. Bizi elleriyle göstererek aralarında konuştular. Tabii ki onları duymamız mümkün değildi. Onlarla konuşmamız ise yasak. Havalandırma yerinde tel örgüler içindeki top sahalarını görüyoruz. Ortasında Kıbleyi gösteren ve “Mekke: 12 793 km yazılı” bir ok işareti var. Yani tutukluların Guantanamoya alışmamaları için ve onlara her an ailelerinden, ülkelerinden, yurtlarından kültürlerinden ne kadar uzakta olduklarını hatırlatmak için yazılmış bir yazı.

UTANDIK…

Kendimizi bir anda hayvanat bahçesinde kafesleri gezen turistler gibi hissettik. Çünkü tellere yapışmış üzeri kir pas içinde sakalları uzamış, yorgun bakışlı tutuklular gözlerini dikmiş bize bakıyordu.. Utancımızdan göz göze gelmemeye çalıştık. Ne de olsa onların gözünde Amerikalıların getirdiği ve gezdirdiği gazetecilerdik.. Koreli gazeteci gayrı ihtiyari ellerini kaldırarak tutukluları selamladı. Onlar da kendi aralarında konuşmaya devam ettiler. Tutukluların yargılandığı odadayız. Odayı gezdiren albay, “Burası yasal bir mahkeme salonu değil” diye konuşuyor.

En tehlikeli mahkumlar: TURUNCULAR

Guantanamo’da Delta kampı 5 ayrı bölümden oluşuyor. Tutuklular, ABD’lilere göre tehlikelilik durumu dikkate alınarak renklerle sınıflandırılmış. Kendilerine yapılan muamele de bu renge göre değişiyor. ABD yönetimi ile işbirliği yapanlar (sorguda zorluk çıkarmayanlar) 4. bölümde kalan beyaz renkli elbiseli tutuklular. Sonuçta hepsi cehennemi andıran bu tel örgüler arkasında yaşıyor ama beyaz renkliler için koğuş sistemi geçerli. Birlikte yemek yiyip top oynayabiliyorlar. Sohbet etmeleri de serbest. Ailelerine sınırlı da olsa mektup yazabiliyorlar. Havalandırmadan daha fazla süre yararlanıyorlar. Beyazların odalarında bunlara diğerlerinden farklı olarak ayakkabı ve oyun kağıtları verildiğini görüyoruz. Kısmen işbirliği yapanlar ten rengi, asla işbirliği yapmayanlar turuncu elbise giyiyorlar.

Turuncu renkli elbise giyen mahkumların kaldığı 5. bölüm hiçbir yere benzemiyor. Beyazların kaldığı kamp 5 yıldızlı otel gibi kalır burayla mukayese edildiğinde. Amerikalılar buraya “yüksek güvenlikli kamp” diyorlar. Demir yığınından oluşan bir kapısı var. Kapı açılıyor ve içeri giriyoruz. Bir iki metre ileride kapalı bir kapı daha var. O kapının açılması için ilk girdiğimiz kapının kapanması gerekiyor. Büyük bir gürültüyle kapanıyor kapı. Girdiğimiz kapı kapanıyor ve bir sonraki kapı açılıyor. Böylece 7 kapıdan geçtikten sonra hücrelerin bulunduğu koridora girdik. Bütün Hücreler boş. Tutuklular, kendilerini görmememiz için başka bir yere nakledilmiş. Hücrelerin kapısında birer asker var. Askerlerin ellerinde telsiz. Hücrelerin kapısını açma yetkisi ise bu askerlerde değil.

5 yıldızlı Taliban kuleleri tişörtü

Guantanamo’da alış veriş merkezinde dolaşırken bir tişört dikkatimizi çekiyor. Sırtında Guantanamo’daki esir kamplarının o tanınmış kulelerinden ikisinin resmi basılmış. Üzerinde de “Taliban kuleleri.. Karayipler’in en yeni 5 yıldızlı tesisi” yazılı. Yani ikiz kulelere karşı “Taliban kuleleri”. Görüntüler, fotoğraflar ve sesler sansürlendi. İki tam günün ardından tüm programı tamamladık. Çavuş: Akşam saat 19.00’da benim odama geliyorsunuz, bütün fotoğraflarınız ve görüntülerinizi izleyeceğiz” talimatı verdi. Belirtilen saatte Amerikan Radyosu muhabiri kadın gazeteci dışındaki 6 gazeteci odaya vardık. Önce Radyocuların ses kayıtları dinlendi. “Sakıncalı” sesler tespit edildi ve kullanımı yasak denildi.


Guantanamo’ ya neden gittik ?


Uluslararası kamuoyu, 2001 yılından bu yana Guantanamo’ya götürülen tutukluların akıbeti konusunu elbette merak ediyordu. Yüzlerce tutuklunun yargısız olarak bekletildiği ve bu yüzden de başta BM olmak üzere bütün sivil örgütlerin tepkisini çeken insan hakları ihlallerini ortaya çıkarmak gerekiyordu. Evet onların izniyle gittik. Zaten başka türlü gidilemez ki oraya. Mümkün olduğunca Guantanamo gerçeğini insanların bilgisine sunmak gerekir diye düşündük hep.


kaynak: http://www.yenisafak.com.tr/diziler/guantanamo/index.html

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s