Hasan Nasrallah’ın zafer Konuşması ve mitingden görüntüler


Büyük izlemek için tıklayın

Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah‘ın tüm dünyada büyük yankılar uyandıran Büyük zafer Mitingi konuşması tarihe altın bir sayfa olarak geçti. Seyyid Hasan Nasrallah mitingte yaptığı konuşmada “ben de hayatımı şehid olarak tamamlamak istiyorum” dedi.

Nasrallah’ın konuşmasının tam metni (I)

Seyyid Hasan Nasrallah mitingte yaptığı konuşmada “ben de hayatımı şehid olarak tamamlamak istiyorum” dedi ve ekledi” ‘Benim evlatlarımı ölümle mi korkutuyorsunuz, ben şehadetin evladıyım’ diyen bir İmam’ın evlatlarıyız..!

Sözlerine Lübnan İslami Direniş Hareketinin İsrail karşısında kazandığı tarihi ve stratejik zaferi tebrik ederek başlayan Seyyid Hasan Nasrullah şunları söyledi:

“Siz Lübnan halkı kahramanlığınızı, büyüklüğünüzü, vefakarlığınızı ve cesaretinizi bir kez daha ispat ettiniz. Birkaç gün önce, savaş sırasında Direniş’e karşı yürüttükleri türden, zafer kutlamalarına yönelik olarak da geniş çaplı bir psikolojik savaş başlattılar. Onlar bu meydanı (gösteri alanı) bombalayacaklarını, konuşma yapılacak yere saldıracaklarını söyleyerek sizi korkutmak istediler; ama siz bu geniş katılımınızla cesur bir millet olduğunuzu ispat ettiniz. Sizin karşınızdayım, beni ve sizi büyük bir tehlikenin tehdit ettiğini biliyorum; fakat şunu belirteyim ki içimden geçenleri siz Lübnan halkına kameralar aracılığıyla aktaramazdım.

Birileri düşmanın onu hata yapmaya zorladığını düşünebilir. Fakat bizler, ‘Benim evlatlarımı ölümle mi korkutuyorsunuz, ben şehadetin evladıyım’ diyen bir İmam’ın evlatlarıyız. Selam olsun muzaffer Lübnan şehitlerine, şu an büyük bir ilahi zaferin kutlamasını yapıyoruz. İnsan aklı siz direnişçi kardeşlerimizden sadece bir miktarının Direniş içinde yer aldığını nasıl kavrayabilir. Lübnan’ın direnişçi evlatlarından sadece birkaç bini 33 gün boyunca yoğun hava ve kara saldırısına maruz kaldı. Bu savaşta ABD ve İngiltere’den İsrail’e sevk edilen bombalar, 40 bin asker ve subay ve Siyonist rejimin en gelişmiş tanklarıyla 4 tugayı kullanıldı; ama bu zorlu şartlarda bu rejimin tanklarına ve savaş gemilerini defetmek için birkaç bin kişi yiğitçe savaştı.

Direniş güçleri Siyonist rejimin en seçkin birliklerini ezdi ve onları korkak farelere döndürdü. Bugün tüm Arap ve İslam ülkeleri sizi destekliyor. Bölgede siyasi bir ayrım oluşmuştu, şimdi İslam yücelmiş ve ayaktadır.

İsrail askeri sanayisinin gururu olan Merkava tanklarının, helikopterlerinin hiçbir işe yaramaması ve bu rejimin iyi eğitimli tugaylarının yenilgisi, Lübnan İslami Direnişi’nin mücadelesinin bir sonucuydu.

Bugün Lübnan ordusu ve Direniş ülkenin sınırlarını koruyabilir ve Siyonist düşmanın buraya saldırısına izin vermez. Mücahitlerin küçücük bir grubu, ancak Allah’ın yardımı sayesinde bu orduyu yendi. Bu direniş, tüm dünyaya intikal ettirilmesi gereken bir tecrübedir.

Bu zaferin sebepleri akılla, planlamayla, koordinasyonla, eğitimle, silahla izah edilebilir. Biz dağınık ve düzensiz bir direniş değiliz ki çakılıp kalalım. Biz karman çorman bir direniş değiliz. Takvası, aşkı, irfanı, bilinci ve adaleti olan eğitimli bir direnişiz ve zaferimizin sırrı budur.

Bu kutlama alanındaki varlığınız, Lübnanlılara, Araplara ve tüm dünyaya, son derece güçlü siyasi ve manevi bir mesaj vermektedir. Siz düşmanı şaşkına çevirdiniz ve muzaffer bir bilet oldunuz. Siz onurlu halk, tüm dünyanın hayretinin sebebi oldunuz. Direnişe verilen halk desteği çok düşüktür diyen Amerika’ya Direniş işte budur dediniz.

Amerikalılara en iyisi şu uydurma raporları ve yazıları bir tarafa bırakın, doğru olmayan istihbaratlar vermeyin diyoruz. Zira doğru olmayan bu istihbaratlarla yanlış planlar yapıyorsunuz. Bu savaş, kararıyla, silahıyla, planlamasıyla ve Siyonistlere verilmiş mühletiyle Washington’un iradesine dayanan bir ABD savaşıydı.

Bu savaşa son veren sebep, savaşı sürdürmeleri durumunda rezil olacaklarını anlayan Siyonistlerin güçsüzlüğüydü. Bu noktada ABD savaşı durdurmaya mecbur oldu.

Onlar, yalnızca İsrail için bu savaşı durdurdular. İsrail’in bu savaşı kazanacağına bahse girmişlerdi. Hatta Hizbullah’ı ayaklarının altına alacaklarını ifade etmiş ve bu kararı vermişlerdi; ama yapamadılar.

Direniş ve sizin güçlü duruşunuz, ABD’nin tüm yalancı politikalarını ifşa etti. İnsan hakları, özgürlükler ve demokrasi diye bahsettikleri politikalarıyla ABD, sizin direnişiniz sayesinde rezil oldu ve tüm dünyada uyanışa vesile oldu.

Haftalar, aylar ve yıllar geçtikçe şu gerçek ortaya çıkacak ki sizin direnişiniz ve güçlü duruşunuz, düşmanın tüm hedeflerini yenilgiye uğratmıştır. Bu direniş ve güçlü duruş Yeni Ortadoğu Planına çok korkunç bir darbe vurmuştur.

Hizbullah’ı ayaklar altına aldıktan sonra Direniş’in tüm dostlarıyla ve müttefikleriyle hesaplaşacaklardı. Hizbullah’ın dostlarını Lübnan’dan silmek istiyorlardı. Fakat siz kahraman halkın ve evlatlarınızın direnişi savaşın sona ermesini sağladı.

Hizbullah’ın zaferi, yalnızca belli bir partinin, belli bir grubun veya şahsın zaferi değildir. Lübnan’ın ve dünyadaki tüm özgürlükçülerin zaferidir. Bu büyük zaferin ilan edilmesi, bunun belli bir hizbin, grubun veya taifenin saklanmaması gerekiyor.

Bu zafer bizim aklımızın alabileceğinden çok daha büyüktür.

ABD Dışişleri Bakanı’nın ilan ettiği plan, Washington’un bu savaştaki hedefi ve uygulamak istediği şeydi; ama onlar şunu bilmelidir ki bu plan onların gayri meşru çocuklarına aittir ve bu asla kabul edilemez.

Bugün Direniş’in gerçekleştirdiği şey, dünyadaki tüm direnişler, onurlu ve yüce insanlar için bir mesajdır. Sizin zaferiniz, tıpkı 2000 yılındaki gibi son derece şaşırtıcıydı. 2006 yılında da bir efsane yarattınız. Bu, tüm Araplar, belki daha doğru bir ifadeyle tüm Arap ülkeleri, onların yöneticileri ve tüm Müslümanlar için açık bir ispattır.

Dün Arap ülkeleri Güvenlik Konseyi’ne gidip, oradan barış dilenme peşindeydi. Sizin o peşinde olduğunuz barıştan bahsedeyim. Nasıl onurlu bir barış kazanmak istiyorsunuz? Lübnan, Gazze, Batı Şeria ve hatta Kudüs için savaşmaya niyetinizin olmadığını söylüyorsunuz.

Nasıl makul bir barış elde etmek istiyorsunuz? Her gün petrolü silah olarak kullanmayacağınızı söylüyorsunuz. Birisi size petrolü silah olarak kullanmanızı söylediği zaman onunla alay ediyorsunuz ve bu alçaklıktır diyorsunuz.

Silah kullanmak istemiyorsunuz, petrolü bir silah olarak kullanmak istemiyorsunuz, Direniş’in direnmesine izin vermek istemiyorsunuz, Filistin halkının kendi bildiğini yapmasını istemiyorsunuz. Siz yalnızca Rice’ın sözlerine kulak veriyorsunuz. Peki nasıl adil ve onurlu bir barış elde edeceksiniz?

Acaba İsrailliler sizi tanıyor mu? Ben size söyleyeyim, İsrailliler, bugün Direniş’e ve Lübnan’a saygıyla bakıyor. Onlar bundan sonra bize saygı duyuyor, siz ise onlar için bir hiçsiniz.

Hatta Beyrut’ta anlaşmaya vardığınız Arap ülkelerinin Lübnan’a destek planı konusunda bile hiçbir sonuca varamadınız. Bu erkek işidir, erkekçe davranmayı gerektirir. Size şunu söyleyeyim ki Lübnan halkı, tüm dünya halklarına her şeyi açıkça ortaya koymuştur.

Sizin direnişiniz bugün İsrail’i sarsıntıya uğratmıştır. Yenilmez devlet ve ordu şimdi nerede? Ben slogan atmıyorum Filistin’de yaşananlara ve Siyonistlerin neler yaptığına bakın yeter.

Direniş’in tüm ülkeleri uyandırması gerekiyor. Arap ve İslam Ülkeleri, Kudüs’ü ve Gazze’yi özgürleştirebilir. Yalnızca ciddi bir karar Filistin’i tamamen kurtarabilir. Fakat insan kendini halkla yönetim gücü arasında bir tercih yapmak durumunda görürse, bellidir ki gücü seçiyor. Kudüs’ü korumakla koltuğu korumak arasında kalırsa Kudüs’ü bırakıp koltuğa yapışıyor.

Lübnan halkının ve Direniş’in meziyeti, mukaddesatı ve halkın ideallerini her şeyin üstünde tutmasıdır. Liderler, kendilerini millete feda ederler işte bizim farkımız budur.

Yediot Ahronot gazetesinin bugün yazdığına göre Olmert, Siyonist rejimin başbakanlığına uygun olup olmadığı konusunda yapılan bir ankette yüzde 7 oy almış, sözde güçlü Savaş Bakanı ise yüzde 1 oy almış. İşte bu da Siyonist rejimdir.

Bu, siyasi, askeri ve istihbari alanda yenilmiş olan Siyonist rejimdir. Bu rejimin şekli ve çehresi değişmiştir. Hiçbir Arap yönetimi ve yöneticisi, zillet şartlarını kabul edemez ve bizim karşımıza geçip İsrail’e karşı bir şey yapamıyoruz diyemez.

Şu söz meşhurdur: “Her Müslüman bir kova su dökse İsrail yok olur.” Bugün 300-400 milyon insan birleşse İsrail’i yok edebilir. Yalnızca birkaç bin kişi İsrail’i yenmeyi başardı, bugün artık bütün bahaneler suya düşmüştür.

Biz yeni bir aşamaya girmiş bulunuyoruz. Artık kendi şartlarımızı gerçekleştirebilir, onurumuzu, özgürlüğümüzü ve egemenliğimizi kendi elimize alabiliriz. Bugün bu ilahi zaferin kutlamasına katılanların çoğu Lübnan’ın iç meseleleri konusunda bir şeyler söylenmesini bekliyor. Birazdan buna değineceğim.

Filistin, Cenin, Gazze, Nablus ve Kudüs konusunda yüreğimi ve duygularımı inciten iki meseleye değinmek istiyorum. Tüm şehirler ve mülteci kampları her gün saldırıya uğruyor. Filistinliler her gün öldürülüyor; ama dünya susuyor.

Arap ülkeleri diğer ülkelerden çok daha fazla susuyor. Daha ne zamana kadar susmak ve utancı ve zilleti kabul etmek istiyorsunuz? Ordularınızı Filistin’i korumak için ne zaman harekete geçireceksiniz? Siyasi, manevi ve mali gücünüzle Filistin’i ne zaman destekleyeceksiniz?

Lübnanlı gruplar, öğrenciler, gençler, yaşlılar, çocuklar ve diğer İslam ülkeleri, Filistin’de bu İslami mucizeyi tekrar etmeye kadirdir.

İkinci olarak Irakla ilgili mesaj vermek istiyorum. Bugün bir Lübnanlı olarak oraya bakıp ibret almamız gerekiyor. Eğer İsrail Lübnan’a saldırısında başarılı olsaydı, biz de bugün Irak’ın içinde bulunduğu duruma düşecektik.

Onlar Lübnan’ı da Irak’ın durumuna düşürmeyi istediler. Bu savaşta, birer Lübnanlı olarak sivil savunmadan, Direniş’ten, ordudan, partiden ve Lübnan halkından şehitler verdik. Peki bu şehitlerin sayısı ne kadar?

1200 şehit mi? Ama Irak’ta her ay 10-15 bin kişi şehit oluyor. ABD’nin desteklediği ve planlamasını yaptığı bu savaşta…

Biz, Direniş olarak Lübnan’da iç savaş çıkmasına müsaade etmedik. Lübnan’daki bir grup, bizim iç savaşı yaymak istediğimizi düşünüyor ki bu doğru değildir. Bugün Irak’ta olduğu gibi Lübnan’da da federalizm ve Lübnan’ın taksimi gibi sesler kulağa geliyorsa Lübnan için nasıl planlar yapıldığını anlayabilirsiniz.

Lübnanlıların şuna dikkat etmesi gerekiyor: Vahdetin sağlanması, ihtilaflar karşısında susma ve fitnelerden uzak durma bizim mesajımızdır. Bugün görevimiz şudur: Diyoruz ki herkes gelsin, herkesi istiyoruz, herkesi görüyoruz. Zaferin ve sorunlarımızı çözmenin tek yolu, güçlü bir ülke ve güçlü, adil, aziz ve temiz bir hükümet kurmaktır. Bizim arzumuz ve ümidimiz budur.

Her şeyden önce şunu belirtiyorum Lübnan’da ayrılıktan, ayrılmadan ve bölünmeden bahseden herkesin sözü İsrail’in sözüdür.

Kim Lübnan’da federalizmden söz ediyorsa İsrail’in sözünü söylüyor demektir. Kim Lübnan’ın menfaati için bölünmeden bahsediyorsa İsrail’in sözünü söylüyor demektir.

Biz bir Lübnanlı olarak kararımızı açıklıyoruz. Bizim kararımız ve kaderimiz bir devlet içinde bir arada yaşamaktır. Ülkenin parçalanmasına izin vermemeliyiz. Böylesi bir şey gerçekleşmemelidir.

Lübnan’ın bütünlüğünü sağlayacak temel şey, adil ve birleşik bir hükümetin ve ülkenin kurulmasıdır. Ülkemize Siyonistlerin göz dikmesini engelleyecek tek şey Lübnan’da temiz bir hükümetin kurulmasıdır. Lübnan’ın birliğini sağlayacak şey, ülkede temiz bir yönetimin kurulmasıdır ki biz bunu istiyoruz ve bunu umuyoruz.

Güçlü bir hükümet, izzetle tüm Lübnan topraklarını geri alabilecek, ülkenin her tarafını koruyabilecek ve düşmanın bir daha ülkemize saldırmasına izin vermeyecek bir hükümettir.

Hükümet, halka güven verebilir. Silahla, güçle, akılla, birlik ve beraberlikle, planlamayla halkın ulusal iradesini koruyabilir; zira gözyaşları kimseyi koruyamaz.

Biz hiçbir Batılı şemsiyeyi kabul etmeyen, güçlü, bağımsız ve temiz bir hükümetin kurulmasını istiyoruz. Zillet içeren hiçbir şartı kabul etmeyen izzetli, güçlü ve onurlu bir hükümet istiyoruz. Hırsızın olmadığı bir hükümet istiyoruz. Bu, bugünkü sorunlarımızın tek çözüm yolu ve Direniş’in de gündemidir.

Silah meselesini söz konusu edenler, gelsinler bunun sebeplerini ortadan kaldıralım. Gelsinler mantıklı bir şekilde müzakere edelim, biz mantıklı bir halkız.

Direniş bir sonuç mudur, yoksa işgalin sebebi mi? Lübnan halkının esir edilmesi, suyunun çalınması, topraklarının saldırıya uğraması, sebeplerdir. Bu sebepleri siz ortaya koyun, biz de gerisini halledelim.

Güçlü, adil ve temiz bir hükümet kurulduğu ve Lübnanlıları koruyabildiği zaman, Direniş konusuna da onun silahına da kolaylıkla çözüm yolu bulabiliriz. Bu silahların sonsuza kadar kalacağını söylemiyoruz. Böyle olması mantıklı da değildir. Bu silahın bir gün sona ermesi gerekiyor; fakat bu noktaya ulaşabilmenin tek yolu hastalığın teşhis edilip tedavi edilmesidir.

Gelin halkla birlikte olabilecek, Lübnan halkının onurunu koruyabilecek güçlü bir hükümet kurun, Direniş’in silahının hatta Direniş’in kendisinin müzakere masasına bile ihtiyaç göstermediğini göreceksiniz.

İsraillileri Şeba Çiftliklerinden çıkarmak yerine gelip Direniş’e şartlar tayin ediyorlar. Vazuvani nehrinin sularından yararlanmak şeklindeki yasal haklarını korumak yerine gelip birini dikelim ve bu nehirden kimsenin yararlanmasına izin vermeyelim diyoruz. Milletin hakkını ve nehrin suyunu bu şekilde mi korumak istiyorsunuz?

Binaenaleyh biz diyoruz ki mevcut düzen ve durum çerçevesinde Direniş’in silahsızlandırılması ya da daha yerinde bir ifadeyle Direniş’in silahlarının teslim edilmesi konusunda söz söylemek Lübnan’ı Siyonist rejimin saldırılarına açık bir alan haline getirmektir. Böylelikle siz bu rejime canının istediği adamı öldürmesi, canının istediği yere saldırması ve Lübnan’ın içinde canının istediğini yapması için izin vermiş oluyorsunuz.

Siz Direniş’i çok iyi tanıyorsunuz. Direniş’in gençleri, ömürlerinin en güzel yıllarını Direniş içerisinde geçirdiler ve huzur yüzü görmediler. http://www.velfecr.com/media/1/20060923-hzz-nas2.jpg
http://www.velfecr.com/media/1/20060923-hzz-nas2.jpgOnlar, bugün İsrail gelip Lübnan topraklarını işgal etsin ve her şeyi yok etsin diye mi 25 yıl direndiler ki silahsızlandırmadan söz ediliyor.

Kur’an’a yemin ederim ki biz bunu kabul etmiyoruz. Bu meseleyi doğal ve milli bir mesele olarak görmüyoruz. Siz aziz Lübnanlıların huzurunda, bu kutlama alanında tüm Lübnanlılara şunu söylüyorum. Direniş’in sona ermesi için şart koşmak, Direniş’e baskı yapıp onu sınırlamaya çalışmak başarısızlığı kanıtlanmış adımlardır.

Sorununuzu çözmek için Orduyla Direniş arasına fitne düşüremezsiniz. Ordu ve Direniş iki sevgili kardeştir. Bunların ikisini birbirinden ayıramazsınız.

Bize inanan bu halkı gördüğünüz sürece dünyanın hiçbir ordusu silahı bizden alamaz. Silahla tehdit etmiyorum, bu halkın varlığıyla tehdit ediyorum.

Siyonist rejimin savaş bakanı ile dışişleri bakanı itiraf ettiler. Dünyadaki hiçbir ordu Hizbullah’ı silahsızlandıramaz. Onlar, Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılmasını istiyorlar. İsrailliler aracılığıyla veya İsrail dışındaki güçler aracılığıyla Direniş’ten silahı almak isteyenleri Siyonist rejimin bu iki bakanına teslim ederiz.

Burada duran şu yaşlı hanım, Beyrut’taki evinin yıkıntıları arasında durup “Direniş’in yanındayım” dedi. Bazıları da “Seyyid Hasan Nasrullah silahları teslim ederse haindir” dedi. Size söylüyorum, söz veriyorum, ey payidar millet, hayatımı ihanetle tamamlamaya hiç niyetim yok, ben yalnızca şehadeti istiyorum.

Binaenaleyh, tüm bu gündeme getirilen şeyler başarısız olmuş şeylerdir. Zira Lübnan’ın işgale, zillete, istibdada, hakarete ve aşağılanmaya karşı olan bir halkı ve Direniş’i vardır ve ülkesi için canını, sevdiklerini ve tüm halkı feda etmeye hazırdır.

Lübnan halkı Ortadoğu’da küçük değildir, büyük bir millettir. Bırakın ABD, Batı ve İsrailliler tüm hesaplarını yapsınlar. Bırakın mustazaf halkın nasıl saygıya muhatap olacağını görsünler.

Bu meseleyi kapatırken şunu da söylemek istiyorum. Sonsuza kadar silah sahibi olmak istemiyoruz. Geçen 25 yıl içinde iç meselelerde silaha başvurmadık. Bu, Şiilerin silahı değildir. Bu, Müslüman’ın, Hıristiyan’ın, Şii’nin, Sünni’nin, Dürzi’nin, tüm Lübnanlıların silahıdır.

Tüm millet bu silahla Lübnan’ın ve ülkenin bağımsızlığının korunmasını beklemektedir. Size söz veriyorum bu silahın kimliği bu şekilde kalmaya devam edecektir. Bu ahit Allah’la, sizinle ve şehitlerle yapılmıştır. Binaenaleyh gelin hedef çok büyük olsa da aziz, güçlü ve temiz bir hükümet kurmaya çalışalım.

Hizbullah liderini Seyyid Hasan Nasrallah Büyük Zafer Mitingi’nde mahşeri kalabalığa seslenerek “artık ümmet için yenilgi dönemi sona ermiştir” dedi. Hizbullah için onurun her şeyden önce geldiğini belirten Nasrallah, Lübnan’a gelen barış gücü askerlerine ciddi uyarlarda bulundu…

Nasrallah’ın konuşmasının tam metni (II)

Gerçi bu sınavda birçok kişi başarısız, birçok kişi de başarılı oldu. Herkese söylüyorum gelin aramızdaki siyasi meselelerden kaynaklanan tüm sorunları, rekabetleri ve ihtilafları halledelim. Çoğunluktayız ve her şey bizim elimizdedir demek istemiyorum. Gelin ve Lübnan’ın ciddi sorunlarının olduğunu özellikle de savaştan sonra ulusal ayrılıkların baş gösterdiğini görün.

Bizim Müslüman, Hıristiyan veya Şii, Sünni, Dürzi, gibi mezhebi sorunumuz yok. Bizim ulusal siyasi ihtilaflarımız var. Önümüzde stratejik seçenekler bulunuyor. Şiiler, Sünniler, Hıristiyanlar ve Dürziler arasında mevcut bütünsel meseleleri bulmamız gerekiyor. Bütünsel neticelere ulaşmamız gerekiyor. Şiilerden birileri gelip Hizbullah’ın veya Emel Hareketinin sözlerinin dışında şeyler söylediğinde bizi rahatsız ettiğini hissediyordu. Biz, bize muhalif olan bu kardeşlerimizin sözlerinden rahatsız olmadık. Zira bu da göstermektedir ki bizim ihtilaflarımız mezhebi değil, siyasidir. Bakın bize darbe vurmak istediklerinde bile bu bizim faydamıza oldu.

Binaenaleyh ulusal ayrılıklara düştük bu büyük kutlama gününde diyorum ki kimsenin bu ulusal ayrılığı mezhebi veya taifeci ayrılığa dönüştürmesine izin vermeyin. Bu ayrılıkların mezhebi sorunlara dönüşmesine izin vermemek gerekiyor. Bu ateşle oynamaktır ve ülkenin yıkımıdır.

Böyle bir şeyin gerçekleşmesine izin vermemeliyiz. Birbirimizle rekabet ederiz, ihtilaflarımız olur, mücadele ederiz, medyada veya seçim alanlarında eleştiririz, bunların tümü demokrasidir. Bunlar sorun değildir, mezhebi sorun olmaması gereken bir sorundur. Birçok tehlikeli sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunlarla baş edebilmek için diyoruz ki Lübnan’daki bugünkü hükümet, ihtilafları çözemez. Sorunun tek çözüm yolu ulusal birlik hükümeti kurmaktır.

Ulusal birlik hükümeti derken kimsenin hükümetini devirmekten bahsetmiyorum. Kimseyi sorgulamak istemiyorum. Tekrar söylüyorum gelin el ele verip Lübnan’ı koruyalım ve savunalım.

Lübnan’ı yeninden inşa etmemiz ve onarmamız gerekiyor. Ülkeyi korumamız gerekiyor. Lübnan’ın birliğini sağlamamız gerekiyor. Bugünkü hükümet Lübnan’ı koruyamaz. Lübnan’ın onarımını ve birliğini gerçekleştiremez. Hükümet yapamaz derken birilerini silelim demiyorum. Dediğim şey gelin bir kez daha ülkeyi koruyalım ve onu savunalım.

Ulusal birlik hükümeti kurulması bir medya sloganı değildir. Vakit harcamak veya müttefiklerimi razı etmek gibi bir niyetim yok. Böylesi bir hükümetin kurulması planı ciddidir, bu konuda tüm gücümüzle çalışmalıyız.

Güçlü ve temiz bir hükümetin kurulması meselesi ele alınırken insaflı bir seçim kanunu konmalıdır. Bu kanunla tüm siyasi ve mezhebi gruplar gerçekten hükümette pay sahibi olduğunu hissetmelidir. Hiçbir grup veya taife yenildiğini düşünmemelidir. Meselenin tek çözüm yolu budur.

Bize ambargo koyarak Lübnan’ı korumak mı istiyorlar? Alman Başbakanı İsrail’in korunması gerekiyor dedi. Onlar denizden geliyor, havadan ve karadan muhasara ediyorlar. Onlara şunu söylüyorum denizden, havadan, karadan muhasara edin; ama bu Lübnan’ı ve Direniş’in silahını zayıflatamayacak.

33 günlük savaşta biz çok daha uzun süreli savaşa hazırdık. O savaşta gösterdiğimiz, kapasitemizin küçük bir bölümüydü. Bint Cubeyl’de 12 bin füze saydılar. 12 bin füze fırlattık diye istatistik verdiler. Lübnan’ı denizden, havadan ve karadan muhasara etmek isteyenlerin tümüne söylüyorum: Şu an Direniş sizin sandığınızdan çok daha güçlüdür.

20 binden fazla füzemiz var. Direniş, bu büyük savaşın bitmesinden çok kısa bir süre sonra tüm gücünü yeniden yapılandırdı ve silah gücünü takviye etti. Direniş, savaş zamanından çok daha güçlüdür. Çünkü bir savaş tecrübesini geride bıraktık, yeni iradeye ve yeni güce sahibiz. Direniş’in zayıfladığını ifade edenlere bir kez daha söylüyorum: Yanılıyorsunuz, Direniş bugün her zamankinden daha güçlüdür.

Direniş’in gücü ve silahı konusunda herkese şunu söylüyorum, kendinizi soğuk suyla sakinleştirin, rahat olun biz çok güçlüyüz.

(Lübnan Halkı) Emin olun ki tüm esirler ve evlatlarını size geri döndürülecek. Direniş adına size vaatte bulunuyorum. Tüm dünya toplanıp gelse ve şu iki İsrail askerinin serbest bırakılmasını istese de bunu yapamayacak, çünkü bu konu yalnızca müzakere ile çözülecek.

Tüm dünya toplanıp geldi ve iki esirin serbest bırakılmasını istedi; ama yapamadılar, çünkü bizim tüm esirlerimiz serbest bırakılmadıkça bu iki esir de serbest bırakılmayacak.

İkinci mesele olarak Şeba Çiftlikleri, Kefer Şuba Tepeleri ve bu bölgenin etrafındaki tüm köyler konusunda ortaya konan endişeler karşısında şunu söylüyorum: Bu bölgelerden, hatta Lübnan’a ait bir karış topraktan vazgeçmeyeceğiz.

O dönemde siyasi müzakerelerde Şeba Çiftliklerinin kurtarılması konusunda çok uygun bir fırsatın olduğunu belirttik, Amerikalılar da buna olumlu baktılar. Fakat daha sonra tersine hareket ettiler ve bugün Şeba Çiftliklerini Lübnan’a geri veremeyiz dediler. Niçin? Çünkü zaferi Hizbullah’a takdim etmek istemiyoruz. Onlara şunu söylüyorum: Şeba Çiftliklerini kime istiyorsanız verin, zaferin kime ait olduğunu söylüyorsanız söyleyin; fakat Şeba Çiftliklerini bize geri vereceksiniz. Her ne şekilde olursa olsun bunu yapacaksınız.

Siyasi birlik, ulusal birlik ve direniş birliği, Şeba Çiftliklerinin geri verilmesine sebep olur. Şunu ilan ediyorum bu çiftlikler şu an kurtarılmak üzeredir. Şimdiye kadar yapılan tüm ihlallere rağmen Lübnan ordusu ve ulusal ordumuz şu an güney Lübnan’dadır.

Şu an UNIFIL güçlerinin sayısı 5 bine ulaştı. Her Lübnan tankı ve her Lübnan aracı güneyde hedef alınıyor. Bugün artık bizim için sınır kalmadı, kim isterse güneyden içeri girebiliyor. Şunu söylemeliyim ki bu mesele Lübnan ordusunu ilgilendirmiyor. Ordumuz güçlü ve kahraman bir ordudur, ordunun subayları da Direniş’in kardeşleridir. Mesele, siyasi kararla ilgili bir meseledir.

Lübnan hükümeti ülkenin ordusunu sadece ateşkes ihlallerini sayan değersiz bir birliğe mi çevirecek. Bu durumu ordu ve Direniş asla kabul etmeyecek. Bizim ordumuz, hükümet tarafından görevlendirilmiş ateşkes ihlallerini saymakla görevli birer asker değildir. Ordu, ülkeyi ve milleti korumakla görevlidir. Bugün ülkenin güneyi saldırıya uğramakta ve sınırlar saygın görülmemektedir.

Bugün hükümetin siyasi kararı nedir? Şimdiye kadar 1701’i ihlal etmemiş olmak için bütün bunlara sabrettik. Çünkü eğer ihlal edecek olursak tüm dünyada velveleler kopacak feryatlar yükselecekti.

Emin olun ki çok fazla sabretmeyeceğiz. Bizi iyi dinleyin eğer Lübnan devleti ve hükümeti ülkeyi ve milleti koruma görevinde kusur gösterirse, halk tıpkı 1982’de olduğu gibi kendi görevini yerine getirecek ve ikinci defa sorumluluğu üstlenecektir.

Siyonistlere de söylüyorum: Eğer güvenlik garantileri almışsanız bundan haberdar değilim. El altından veya masa başında bir şeyler aldıysanız bundan habersizim; ama sie şunu söyleyeyim bu garantiler Lübnan milletini ve Direniş’ini bağlamaz.

Binaenaleyh, milleti orduya destekçi kılmalıyız. Orduyu korumalı ve en iyi askeri teçhizatlarla ülkenin güneyinin korunması için donatmalıyız. Ordu ülkenin güneyinin koruyucusu olmalıdır. Güneydeki camilerimizin, kiliselerimizin ve çiftliklerimizin bekçisi olmalıdır. Sanki UNIFIL güçleri güneyde bunların hepsinden daha azizdir.

Size hoş geldiniz dedik, bugün de diyoruz. Sizin (UNIFIL) açık bir göreviniz var ve Lübnan ordusuna yardım etmelisiniz. Hizbullah aleyhine casusluk yapmak veya onun silahını almak gibi bir göreviniz yok. Kufi Annan da bu meseleyi söyledi, tüm yetkililer de bu meseleye değindi. Şimdiye kadar UNIFIL’e katılan hiçbir ülkeden güçlerini Lübnan’ı korumak için gönderdiklerini söylediklerini duymadım. Onlar bizden utanıyor. Onlar gerçekten bizden utanıyor. Zira İsrail’i korumak için geldiler. Onların görevi var ve bu görevi yapacaklar.

Lübnanlı liderlerin şunu dikkatle dinlemesini istiyorum. Bazı istihbaratlar aldım bu uluslar arası gücü Direniş’le çatıştırmak istiyorlar. Bazı toplantılar duydum, uluslar arası gücün varlığı Lübnan’daki güç dengesinin yeniden kurulmasına sebep olacak denmiş. Bu sözler son derece tehlikelidir.

Uluslar arası güçler belli bir görevle geldiler ve başka bir işe karışmamalıdır.

Kimseyle siyasi polemiğe girmek istemiyoruz. Savaş sırasında hepinizden birçok incitici sözler duyduk. Savaştan sonra da Direniş’e ve bana karşı siyasi saldırılar ve medya hücumları devam etti; ama son açıklamayla melse artık tahammül edilmez bir hale geldi. Direniş’e yönelik istihbarat saldırıları son derece arttı ve kabul edilemez bir hal aldı.

Her şeyi anlayabilir ve kabul edebiliriz; ama siyasi grupların toplanıp temsilcileriyle, liderleriyle ve büro yetkilileriyle bize karşı harekete geçmelerine tahammül edemeyiz. Daha sonra da gelip Lübnanlılara şunu söylüyorlar: “Bu savaş İran için, İran’ın nükleer meselesi için yapıldı. Bu savaş Suriye için yapıldı, Refik Hariri ile ilgili uluslar arası mahkemeyi bitirmek için yapıldı.” Gerçekten artık bunlara tahammül etmeyiz.

İran İslam Cumhuriyeti’ne ve onun rehberi İmam Hamenei’ye yönelik sevgimizi ve kardeşliğimizi, ilan ediyorum; Suriye Lideri ile kardeşliğim var, Suriye halkına saygı duyuyorum, bütün bunlarla birlikte biz bağımsızlık yanlısıyız ve tarafsızız.

Geçmiş, bizim doğru söylediğimize tanıklık ediyor, araştırın görün. ABD ve İsrail’in başlattığı bu savaş, Rice’ın ifadesiyle Yeni Ortadoğu üretmek içindi. Diğer yetkililer de bu savaşın iddiasındaydılar. Gerçekten hangi akıllı adam bu savaşa bizim sebep olduğumuza inanır.

Bu meseleyi nasıl da tersine çevirip yansıtıyor ve “bu savaş İran’ın nükleer meselesi için ve uluslar arası mahkemenin bitirilmesi içindi” diyorlar. Bu sözler gerçekten çok çirkin ve aşağılayıcıdır. Benim giydiğim elbiseme ve sahip olduğum konumuma saygı duyan ve bana bu polemiklere girmememi söyleyenlere sabrın da bir sınırı vardır; benim elbisem ve konumum bu milletten daha şerefli değildir diyorum. Herkesten polemiklere son vermesini istiyorum. Çirkin ve aşağılayıcı ifadeleri görmezden gelsinler ve makul ölçülere çeksinler; zira hepimizin yazgısı ortaktır.

Millete ve Direniş’e hakaret karşısında sessiz kalmıyorum. Birkaç gün önce içerideki büyük liderlerden biri dedi ki “bu sözleri söylemeyin, kimsenin Lübnan halkı Direniş’i düşünmüyor demesine izin vermeyiz” dedi. Bu hakareti kabul etmeye kim razı olur, hiç kimse. Ben onların taraftarlarının oyu milliyetçi olsa buna saygı duyacağım; ama kimsenin millete ve Direniş’e hakaret etmesine izin vermem. Hakaret edilmişse de özür dilenmelidir.

Biz kitle partisi değiliz, özel bir grup değiliz, benim babam ağa değildi, büyükbabam da ağa değildi. Bizden hiç kimse ağa değildi. Siyasi polemik peşinde değiliz. Bu sorunun çözümü için her türlü kanaldan getirilecek diyalog önerisine açığım. Hükümet oluşturabilecek kişiler arasındayız; ama onurumuz ve değerimiz var. Onur bizim için her şeyden üstündür. Kimsenin onurumuzu ve değerimizi sorgulamasına izin vermeyiz. Onurumuz için yıkılan evlerimizin onurumuzun heder edilerek yapılmasına izin vermeyiz. Midelerimizin onurumuz bahanesiyle dolmasına izin vermeyiz. Bu bizim kaderimizdir. Bu çerçevede herkesten doğru bir şekilde ıslah edici olmasını, yanlış planlamalar içerisine girmemesini istiyorum.

Bir kez daha şehitlere selam gönderiyorum.

Size vaat ediyorum 2002 yılında Bint Cubeyl’deki buluşmamızda söylediğim gibi diyorum ki Lübnan halkı, Filistin halkı, Arap ve Müslüman halkları, 2000 yılından bu yana zaferler başlamış, yenilgiler sona ermiştir, yenilginin yaşanması artık imkansızdır.

saafonline

Nasrallah: No humiliating conditions for a ceasefire

The leader of Hezbollah has threatened a new phase in the war with Israel and said his fighters will not accept any “humiliating” conditions for a ceasefire.

In a televised address on the eve of an international conference in Rome designed to find a solution to the two-week-old conflict, Sayyed Hassan Nasrallah said Hezbollah would reject any deal that compromised Lebanon’s sovereignty.

“We cannot accept any condition humiliating to our country, our people or our resistance,” Nasrallah said.

Condoleezza Rice, the US secretary of state, had put forward peace proposals during a visit to the region this week. Lebanon’s parliament speaker said these involved Hezbollah’s withdrawal from the border and the deployment of an international force.

In the conflict, Hezbollah has hit Haifa, Israel’s third-largest city 35km (20 miles) south of the border, with rockets for the first time.

“In the new period, our bombardment will not be limited to Haifa,” Nasrallah said. “If matters develop, we will choose the time when we will move beyond, beyond Haifa.”

Psychological war

“In the new period, our bombardment will not be limited to Haifa … If matters develop, we will choose the time when we will move beyond, beyond Haifa”

Sayyed Hassan Nasrallah, the Hezbollah leader
Israel has launched an incursion into southern Lebanon against Hezbollah fighters.

“Whatever the incursion, it will not stop rocket fire into Israel,” Nasrallah said.

He said that the Shia Muslim group would take back any land Israel occupied.

Nasrallah accused Israel of launching a psychological war to undermine Lebanese moral and of exaggerating casualties inflicted on Hezbollah.

“We do not hide our martyrs. If any of our leaders or ranks were killed, we announce that and take pride in that,” he said.

Israel has said it plans to create a security zone in the south that it would keep until international forces arrive.

“Any coming of the Zionist army to our land will more enable us to damage its troops, officers and tanks,” Nasrallah said.

Hezbollah attacks on Israeli forces helped to remove the Israeli army from south Lebanon in 2000 after 22 years of occupation.

“It will give us a wider and bigger chance for direct confrontation and to bleed the forces of this enemy,” he said.

The US ‘project’

“In the view of the Americans, there are barriers to the new Middle East, meaning the area which the US administration controls”

Nasrallah
Nasrallah said Israel had prepared to launch a war on Hezbollah and would have done so regardless of the group’s capture of the soldiers. He said the United States wanted to wipe out Hezbollah as part of its plan for a new Middle East.

“The project upon which the war was planned is the return of Lebanon to the sphere of American-Israeli control,” he said.

“In the view of the Americans, there are barriers to the new Middle East, meaning the area which the US administration controls.

“The main barriers … are the resistance movements in Palestine and Lebanon and at the level of governments, Syria and Iran.” Both countries back Hezbollah.

“Therefore what is required [by the United States] is work to end these barriers and their removal by way of the historic American project being prepared for this region.”

Reuters
By

You can find this article at:
http://english.aljazeera.net/NR/exeres/352F3C7D-866F-48DB-B3C8-E1C1F40907A1.htm

audio transcript nasrallah speech 25 july 1457/2006
وجاء في كلمة نصر الله:
بعد مضي أسبوعين من المواجهة والعدوان الصهيوني الهمجي والصمود الذي يقترب من المعجزة، صمود هذا الشعب الأبي وهذه المقاومة الشجاعة. أود أن أتوجه إليكم، لأن هناك ما يحتاج إلى تعليق واتخاذ مواقف محددة، لنعرف كيف نواصل أيامنا المقبلة.
في الجانب السياسي يجب أن نعرف ونستوعب حقيقة الحرب وخلفيات العدوان. بعد أسبوعين أصبحت الأمور أوضح بكثير، وتوفر الكثير من المعطيات والمواقف والتصاريح العلنية سواء من مسؤولي الإدارة الأميركية أو العدو الصهيوني، أو من يدور في فلكهم، وأيضاً الكثير من التحليلات والوقائع التي تؤدي الى استنتاج واحد وواضح. لو عرفنا أية حرب نخوض الآن، نستطيع أن نعرف كيف نواصل المسيرة.
بعد حديث وزيرة الخارجية الأميركية عن شرق أوسط جديد، يعني شرق أوسط أميركي إسرائيلي جديد، هل يتصور أحد أن هذا المشروع الضخم الكبير وُلد في يوم أو يومين من أسر المقاومة للجنديين الإسرائيليين؟
كل المعطيات تؤكد أنه كان يتم التحضير لإطلاق هذا المشروع منذ سنة في الحد الأدنى. في تقدير الأميركيين أن هناك عقبات أمام شرق أوسط جديد. فهو يعني المنطقة التي تسيطر عليها الإدارة الأميركية وتتفرد في إدارة شؤونها ومواردها وخيراتها، وتكون شريكتها الأولى إسرائيل. في الشرق الأوسط الجديد لا مجال لأي حركة مقاومة، المطلوب العمل على إزالة العقبات وهي حركات المقاومة في لبنان وفلسطين وتالياً سوريا وإيران.
بدأ الأمر في فلسطين. كان المطلوب تصفية حركات المقاومة في فلسطين. جاءت الانتخابات، وانتصرت حركة المقاومة، ما أوقعهم في حرج شديد. ضربوا الشعب الفلسطيني، جوّعوه، أقفلوا عليه، منعوا المساعدات عنه، وكانوا يدفعون الأمور في فلسطين إلى الاقتتال الداخلي. وكان الخطر الذي يواجه الشعب الفلسطيني هو الاقتتال الداخلي. جاءت عملية أسر الجندي الإسرائيلي في غزة. أهمية هذه العملية أنها دفعت خطر الاقتتال الداخلي عن الفلسطينيين، وأعادته الى المعركة الأساسية والحقيقية.
في لبنان، خلال عام كامل كانت هناك جهود أميركية مباشرة وغير مباشرة. كان الأميركيون يتابعون تطورات الأوضاع الداخلية في لبنان بشكل واضح وتفصيلي وحثيث، وكانوا يراهنون، وفشلت رهاناتهم على مستوى الداخل، ولم يجدوا من يعمل على القضاء على تيار المقاومة ووجودها في لبنان. فوجئوا بحجم الالتفاف الشعبي حول المقاومة. ذهبوا الى خيار آخر، خلال سنة درسوا واقع الجيش اللبناني، ونعرف أن هناك الكثير من الوفود العسكرية التي جاءت ووجهت الكثير من الأسئلة. وفوجئوا أن هذا الجيش اللبناني لا يمكن أن يقدم على معركة من هذا النوع لأنه جيش وطني. قياداته وضباطه ورتباؤه وجنوده. عقيدة الجيش تأبى أن تنخرط في مؤامرة من هذا النوع، وقيادة الجيش قامت بدور حكيم ودقيق في المرحلة الصعبة التي مرّ بها لبنان في أوضاعه الداخلية.
راهنوا على إدخال حزب الله في الحكومة وإشغاله في المناصب والمشاريع، ويمكن أن يدفعه ذلك الى التراجع عن المسؤوليات الجهادية، وهذا ما لم يحصل.
إذاً كل المعطيات الداخلية كانت أن لا سبيل للرهان على هذا الأمر. انتظروا نتائج الحوار الوطني. كانوا يواكبون بالتفصيل، ووصلوا الى نتيجة أنه لا يمكن الوصول الى هذا الهدف. وقد انتهى الأميركيون الى نتائج أنه ليس هناك من طريق داخلي يمكن الرهان عليه للإجهاز على المقاومة وتيارها ووجودها.
على المستوى الإقليمي، راهنوا كثيراً على أصدقائنا في سوريا وإيران، ووجدوا رغم كل الأباطيل والأراجيف، أن لا إيران ولا سوريا حاضرتان للإجهاز على المقاومة في لبنان أو في فلسطين. وصلوا الى الاستحقاق الذي لا بد منه في نظرهم. هناك جهة واحدة للتعويل عليها لضرب المقاومة في لبنان وفي فلسطين، ولاحقاً يعملون على عزل سوريا وإيران وتهديدهما.
الحرب الإسرائيلية
بناء على هذه القراءة كان خيار الاميركيين الحرب الاسرائيلية على لبنان. وما توافر لدينا من معلومات أن كل المناورات التي كانت تجريها قوات العدو في الاشهر القليلة الماضية، وخصوصا في شمال فلسطين المحتلة وجنوب فلسطين المحتلة، يبدو أنها كانت تحضيرات للعدوان على لبنان، والذي كان معداً أو يجري العمل على أساسه إما أواخر أيلول أو اوائل تشرين الاول. كانوا بحاجة ايضا الى بعض المعطيات أو المعلومات الاستخبارية لاستكمال خطتهم الحربية.
الخطة كانت تقضي انه دفعة واحدة يقوم العدو بسبب أو بدون سبب، خصوصا أنه يحظى بتأييد دولي وغطاء من أكثر من مكان في العالم، بحملة برية قوية تسيطر على منطقة جنوب الليطاني بالكامل لمنع إطلاق صواريخ الكاتيوشا. وفي نفس الوقت يقوم سلاح الجو الاسرئيلي بضرب جميع بيوت قيادات ومسؤولي ومراكز ومؤسسات حزب الله والبنية التحتية بما يؤدي الى شلل تام في حركة المقاومة وفي حركة البلد وتحريض الشارع اللبناني على المقاومة، وإفقاد المقاومة القدرة على استعادة المبادرة، وإلحاق ضربة قاسية فيها لا يمكن أن تقوم بعدها على الاطلاق. هذا السيناريو كان سينفذ لو لم نقم بعملية الاسر، وأنا شفاف وواضح. ودائما كنا نتساءل انه عندما أقدمنا على هذه العملية كنا نتوقع هذا الرد أو لم نكن نتوقع هذا الحجم من الرد. عندما قامت عملية الاسر فإن المقاومة من حيث لا تعلم أحبطت الخطة الاخطر والسيناريو الاسوأ للحرب على لبنان وعلى المقاومة في لبنان وعلى الشعب في لبنان.
هذه الحقيقة التي توصلنا اليها. من خلال عملية الاسر وجد العدو الصهيوني نفسه انه في حالة إذلال لا يمكن أن يتحمل هذه الضربة فاستعجل الحرب التي كان يعد لها. أهمية هذا الاستعجال تكمن في الدرجة الاولى في ان العدو فقد عنصر المفاجأة. كان يفترض اننا سنكون غافلين نائمين. في لحظة واحدة، جنوب الليطاني في الحد الادنى يتم احتلاله. تقصف بيوتنا ومراكزنا ومؤسساتنا. نفقد الادارة والسيطرة والتواصل وإمكانية الحركة وبالتالي يجهز إجهازا كاملا على المقاومة بأقل خسائر ممكنة. أحبط السيناريو الاول وسقط عنصر المفاجأة، وهو أخطر عنصر كان يعتمد عليه في هذا السيناريو. أضف الى ان العدو اضطر للقيام بهذه العملية قبل وقتها وقبل استكمال المعلومات والمعطيات والتحضيرات اللازمة والمكملة لهذه العملية والتي كان يمكن ان تساعد على نجاحها أكثر من أي زمن مضى.
أيها الشعب اللبناني العزيز ويا شعوب العالم التي يخفق قلبها لنا، نحن الآن بدأنا ندرك بشكل قاطع وواضح خلفيات وأهداف هذه الحرب، وبالتالي كل هذا السجال. العدو كان سيقدم على هذه الحرب وما قامت به المقاومة فيه لطف إلهي. اليوم المشروع الذي انطلقت على أساسه الحرب وخططت على أساسه الحرب هو إعادة لبنان الى دائرة السيطرة والهيمنة الاميركية الاسرائيلية. يعني أسوأ من اجتياح 82 واتفاق 17 ايار. المطلوب ان يخرج لبنان كلياً من تاريخه والتزامه وثقافته وهويته الحقيقية، أن يصبح أميركياً وصهيونياً من خلال واجهات أميركية تطيع وتلتزم ولا حول لها ولا قوة. قدرنا مع كل الوطنيين الشرفاء أن نواجه هذا المشروع المشؤوم وأن نسقط أهداف هذه الحرب، وأن نخوض معركة تحرير ما تبقى من أرضنا وأسرانا وأن نخوض معركة السيادة الحقيقية والاستقلال الحقيقي وهذا ما أكدنا عليه خلال الايام القليلة الماضية.
اليوم بدأت التحركات السياسية والدبلوماسية وقد أعطت العدو الفرص المطلوبة وستعطيه فرصة إضافية. جاءت قبل رايس وفود، وكل من جاؤوا حتى الآن جاؤوا بالاملاءات الاميركية الصهيونية، ولم يقدموا تسويات وحلولا للازمة القائمة والصراع القائم.
لن أدخل الآن في مناقشة الطروحات والشروط لان هذا الامر نفضل ان نتركه للآليات المعتمدة وللجلسات الخاصة، خصوصا ان هذا الملف في جزئياته وفي كلياته يتابع من خلال الايدي الامينة الموثوقة التي نراهن عليها. ولكن أريد أن أقول تعليقا سريعا فقط ليكون واضحا لكم وللعالم كله. أود أن أجزم بأننا لا يمكن أن نقبل بأي شرط مذل لبلدنا أو لشعبنا أو لمقاومتنا أو بأي صيغة يمكن أن تكون على حساب المصالح والسيادة الوطنية والاستقلال الوطني، وخصوصا بعد كل هذه التضحيات مهما طالت المواجهة ومهما عظمت التضحيات. نحن شعارنا الحقيقي والاساسي اولا الكرامة. البيوت هدمت ويعاد بناؤها ان شاء الله. البنية التحتية ضربت ويعاد بناؤها. ولكن الكرامة لا يمكن أن نسمح بأن يهدرها أحد. لا يمكن أن نقبل بأي شروط مذلة. نحن منفتحون على المعالجة السياسية وعلى النقاش السياسي ونتعاطى بمسؤولية وبمرونة، ولكن هناك خطاً أحمر. بعد ان جاءت السيدة رايس الى لبنان وغادرت الى فلسطين المحتلة أعطت للعدو فرصة إضافية. بالتأكيد نحن أمام أسبوع وأمام 10 أيام كما يقول الاسرائيليون أنفسهم، أمام أيام حاسمة ومصيرية بحاجة الى المزيد من الصمود والتماسك الداخلي والصبر هم يراهنون، والمعركة كلها من يصرخ اولا.
نحن سنستمر في مواجهتنا، وأود أن أعلن وهنا أنا أنتقل الى الشق الميداني انه بعد كل هذا الوقت وكل هذا التمادي من قبل العدو الاسرائيلي، نحن كنا قد دخلنا في مرحلة حيفا، أنا أعلن أننا سندخل في مرحلة ما بعد حيفا، وبالتالي هناك مرحلة جديدة من المواجهة والصراع يفرضها العدو علينا كخيار لا بد منه في المرحلة الجديدة. نعم لن يبقى حدود قصفنا حدود حيفا مهما كانت ردات فعل قوات العدو. سوف ننتقل الى مرحلة ما بعد حيفا، واذا تطورت الامور سوف نختار الزمان الذي ننتقل فيه الى ما بعد بعد حيفا.
هذا اولا. ثانيا في المواجهة الميدانية الارضية حتى الآن قام مجاهدو المقاومة بإنجازات كبيرة جدا وكبدوا العدو خسائر كبيرة في ضباطه وجنوده وطائراته ودباباته. اليوم نحن نواجه في بنت جبيل وسنقاتل في بنت جبيل كما قاتلنا في مارون الراس، وكما سنقاتل في كل قرية وبلدة وموقع ونقطة. طبعا كما قلت قبل أيام نحن لسنا جيشا كلاسيكيا، لا نشكل خطا دفاعيا كلاسيكيا. نحن نقاتل بطريقة حرب العصابات. الكل يعرف أسلوب القتال. المهم في المعركة البرية ما نلحق بالعدو الاسرائيلي من خسائر. وأقول لكم أياً يكن التوغل البري الذي يمكن أن ينجزه العدو الاسرائيلي وهو يملك قوات كبيرة على هذا الصعيد، إلا ان هدف هذا التوغل لن يتحقق وهو منع قصف المستعمرات في شمال فلسطين المحتلة. هذا القصف سيستمر أياً يكن التوغل البري والاحتلال الجديد. ان احتلال أي شبر من أرضنا اللبنانية سيكون وازعاً ودافعاً إضافياً لاستمرار المقاومة ولتصاعد المقاومة. ان مجيء جيش الصهاينة الى أرضنا سيمكننا أكثر من أن ننال منه، من جنوده وضباطه ودباباته، سوف يعطينا فرصة أوسع وأكبر في الاشتباك المباشر ولاستنزاف قوات هذا العدو بدلا من أن يبقى مختبئا خلف حصونه عند الحدود الدولية ومكتفيا بسلاح جوّه القوي في دك القرى والبلدات وقتل الاطفال والنساء المدنيين. في المواجهة ستكون يدنا هي العليا، المعيار في المواجهة البرية هو ما نلحقه من استنزاف له وليس ما سيبقى في أيدينا من أرض أو ما يخرج من أيدينا من ارض لأننا لا نقاتل بطريقة نظامية. أي أرض يحتلها العدو سنستعيدها بالتأكيد بعد ان نلحق بهذا العدو كل الخسائر. اذاً في الحرب البرية نحن جاهزون ومستعدون ومستمرون ورهاننا وتوكلنا على الله سبحانه وتعالى وعلى تلك السواعد القوية والقلوب المليئة بالايمان والعقول المليئة بالمعرفة والنفوس التي تعشق لقاء الله سبحانه وتعالى، فيهون كل الدنيا وهوان الدنيا وأهوال الدنيا في عينها فتقف ثابتة القدم في المواجهة.
أريد أن ألفت في قضية المواجهات الميدانية الى طبيعة الحرب النفسية التي يخوضها العدو والتي يجب أن نلتفت اليها كمقاومين وكشعب. أنا أؤكد لكم اننا معكم شفافون وصادقون. نحن لا نخفي شهداءنا. لو قتل أي من قادتنا وكوادرنا سنعلن ذلك وسنفتخر بذلك. لو سقطت لنا أعداد كبيرة من الشهداء سنعتز بذلك ونفتخر بذلك. لو وقع هناك جرحى أو أسرى في يد العدو لن ننكر ذلك. لو وقع هناك جرحى أو أسرى لن ننكر ذلك. وهذه هي سيرتنا حتى عندما كان القتال في مارون الراس قلنا هناك قتال، وعندما خرجنا قلنا مارون الراس انتهت. عليكم ان تستمعوا الينا وليس الى الحرب النفسية التي يخوضها العدو الاسرائيلي. العدو منذ يومين يقول انه سيطر على مدينة بنت جبيل، ويساعده ويروج له للاسف العديد من وسائل الاعلام اللبنانية والعربية، وهم لم يسيطروا على مدينة بنت جبيل، ولا زالت كل مدينة بنت جبيل في يد المجاهدين حتى تسجيل هذه الرسالة وهم يقاتلون ويواجهون ويصمدون.
العدو يتحدث عن مئات الشهداء من حزب الله0 اين هم هؤلاء المئات؟ يتحدث عن 20 اسيرا، اين هم هؤلاء ال20 اسيرا؟ قبل ايام تحد ث عن أسيرين في مارون الراس، ثم أطلق سراحهما لانهما مدنيان لا علاقة لهما بالمقاومة.
اذاً العدو سيتحدث عن احتلال مدن واحتلال قرى وقتل أعداد كبيرة للمس بمعنويات المجاهدين والناس. أنا أقول لكم هذه الاكاذيب لا تصدقوها. استمعوا الينا. نحن عندما يسقط منا الشهداء سنعلن شهداءنا. عندما نخرج من بلدة بعد ان نقاتل فيها قتال الابطال سوف نعلن اننا خرجنا. نحن لا نكذب على شعبنا، ولكنه هو الذي يكذب على شعبه. هو الذي يمارس الرقابة الاعلامية. هو الذي لا يقول الحقائق لشعبه ولا للعالم. هذا دليل على ضعفه. أما شفافيتنا ووضوحنا فدليل على قوتنا وعلى إرادتنا.
في كل الاحوال عندما اخترنا هذا الطريق كنا نعرف اننا نمضي في طريق ذات الشوك والشهادة التي تصنع النصر. نحن مصرون على الوقوف وعلى الصمود وعلى ان نحفظ كرامتنا وسيادتنا وحريتنا وحرية وطننا. المطلوب ان نصبر وان نصمد وان نواصل وبالتالي الامور لن تبقى كما هي. نحن ان شاء الله موعودون بالنصر وسوف ننتصر في هذه المعركة كما انتصرنا في غيرها. صمودنا سوف يجعل الواقع من حولنا يتغير، الواقع الاقليمي والواقع الدولي. لن يكون هناك وقت طويل متاح للعدو أياً تكن التغطية التي تقدمها الادارة الاميركية لهذا العدو. في نهاية المطاف هذه الدماء الزكية التي تنزف من النساء والاطفال والمدنيين المظلومين ومن الشهداء والمجاهدين المقاومين المظلومين سواء في المقاومة أو في الجيش الوطني اللبناني أو في أي موقع من مواقع التضحية، اليوم هذه الدماء لا بد أن تنتصر على السيف، وهذه هي سنة الله والسلام عليكم ورحمة الله وبركاته.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s